17/1/2007 ·
Sus artık…
Bilmezsin oysa sen sessizliğin anlattıklarını.
Avaz avaz kirleri tükürüyorsun ulu orta.
Değiştiremediğin bir olmuşluğun kapısında hala acıtmaya çalışarak, en soysuz insan debelenmelerinde ipte yürüyorsun.
Her şeyi yalan sayan korkak benliğinden aslında yalanla soluyorsun.
Bütün yüzüme çarptıkların evvelki sevdaların adıma kalmış kalıntıları.
Adının olmadığı mevsimlerin hatırlattıkları, tanıyamadığım asıl gerçekliklerin.
Ama acımıyorum bu sefer.
Kulağımda kalan kanayan kelimelerine ,gülüp geç emrini veriyorum ruhuma.
‘Hepsi aynı’ yakıştırmasının köleliğine katılıyorsun sende.
Karıştırıp harman yaptığın karmaşada sıkıştım.
Bu tadı biliyorum,senden öğrenmiştim.
Ben en başa yazmıştım ,adımın yanına bırakacağın alacaklarını.
Şimdi teker teker ödünç verdiklerini toplarken yakınımdan,hiç de yabancı gelmiyor bana büründüğün hallerin.
Bütün cümlelerim havada asılı şimdi.
Bir ölü ululuğu bile yok resminin yanında.
İstediğin nefretleri yakıştırırken adına ,bak susuyorum ben.
Yalanla,çirkeflikle,korkaklıkla susuyorum.
Hala iki halin var hafızamda.
Bu kadar mı tecrübeliydin maskeleri değiştirmekteki çevikliğinde.
Yinede dökülmüyor küfürlerine karşılık dilimden, anlayacağın dilden sözcüklerim.
İçimden bir ses nerden geldiğine emin olduğum;
‘harcama kelimelerini, biz biliyoruz yangınlarını ve yaptıklarını ‘diyor.
Açıklamaları dinleyecek kapılar demir betonlarla kapanmışken ,
içim artık buz nehirler gibi buza durmuşken,
hiçbir savunma paklamaz beni.
Ve senin kıyılarına getirmez .
Sözüm söz…
Kalmadı alfabemde isminin karşılığı.
Üç harf kör ebe oynayınca çarpıyor senin duvarına.
HİÇ…
Işıltılı bir hikayenin kıyısında kaldım.
Gözlerim kamaşacaktı…sönmeseydi bütün aynı saydıklarının altına düştüğün dip notların.
Körlüğe komşu yalnızlıklarıma yakın duramadın.
Nehirlerim yorgun hep aynı rollerle sularında yıkananlardan.
Çokmuşsun sen benim hikayeme…
Gül şimdi avaz avaz.
Sakladığın kahkahaların tırmalıyor kulaklarımı.
Bıktım izinsiz kapılarımı kırıp , sonrada alacak bişey bulamayıp geri dönen acımasız yüreklerden.
YOK işte bir şeyim anlasanıza.
YOK adınıza yakışacak gülüşlerim,
amansız savuracağım sevdalarım ,
yalancı kandırışlarım YOK.
Yalnızlıkla kan kardeşi olurken en doğru kararı vermişim diyorum şimdi.
En kalın perdeleri ne zaman çekersem hiç açık bırakmadan pencerelere,o kadar kurtuluyorum yalan bakan gözlerden.
Bir kerede yanıltmadı şu hayatın getirdikleri beni.
Erken büyümek isteyen ben miydim…?
Erkenden kandırılmak istenen.
Deliliklerim utandırmadı hiç.
Sözlerimin kurbanı olabilme ihtimallerimde, ne kadar akıllı kalına bilir ki…
Oysa uykuların artık huzurla dolmalıydı.
Bu hazırladığın oyunun içinde ne yana kaçsam kumpaslara çarparken ben,sen galip tatlı rüyalara dalmalıydın.
İçini boşaltmıştın kaldırımlarıma.
Asıl sevda diye karaladıklarını haykırmıştın ağır ağır.
Şahit tuttuklarında hak-la şimdi suçsuz sandığın yangınlarını.
Sözlerini yaranmak için kucaklayanlarla dolar etrafın.
Ve sandığından belki lazım olur diye atamadığın eskilerinle.
Her sözü döndür sineme ben buradayım.
Peki sen hangi karanlıklarda saklanacaksın…
Sus artık…
Sözlerini içeri aldığım kapıların ardında ben yokum .
Çizdiğin ve kan renginde siyahlara boyadıklarınla övün.
Madalyaların var senin bu hikayeden kazandığın.
Gerçekliğinden emin olduğun, ama yok saydıkların var üzerine basarak ezilecek.
Adımın sonuna koysan ne olur korkak sıfatları.
Ben seni bilemeyişimin sızılarından hemhal…
Acıtmıyor artık sözcüklerin…
Acıtmıyor!!!!!!!
ELEMİNAZ(TUBA YILMAZ)
16-01-2007
