Bekle Beni - Nurettin Rençber eleminaz'ın dünyası - Blogcu - Sayfa 4



25/4/2007 ·

 

DELİ  KIZIN TÜRKÜSÜ 3

 

Öp beni tenimden şehrimin ince ayazı.

Kapanmayan yalnızlığımın yoluk saçlarını avuçla.

Diken bitmez kanayan acından.

Ben güle duruyorum deli türkülerin kıvamından…

 

 Ve aşk tadını dilime bıraktı dersem…

İnanmayın bana.

Kim olmuşumda dilime dolamışım yanık kokusunun sahibini.

Kim olmuşum…

Destursuz çalmadım hiçbir kapıyı .Kapı önünde kalmayı hazmetmezken benliğim,uzun gölgelerin ardından ayak uçlarımı kanatarak erişmeye çalıştım göreceklerime.

Olmadı.

Sonra sıyrıldım telaşsız meydanlardan.Bilmediğim yolları kimseye soramayacak kadar başım önümde eğik,konuşamayacak kadar yorgun kaçtım.Biri gelip durduracak gibi geldi hep.Artık mola yeri bitti deyiverecek.

Her gözde aradım o sahiplikleri.

Deliye vururken adım her gözde aradım…

İsmime eklenenleri yastık altı ederek,kendi kendimi çarmıha geriyorum artık.Bırakın acıyı, ninni iniltilerde uyumaya duruyorum.

 

 Göremediğim ne çok şey var biliyorum.Ağır gelen korkularından kaçarken, her bir deliliği yüreğime yük bırakarak kapanıyor gözlerim.

Oysa bakacaktım daha .

Sağ elim sol yanıma semah durmuşken ,selamımı salacaktım .

Kahır yok diyecektim,acı kaçak diyecektim.

Al fistanlara sar bedenini ve kalk ayağa diyecektim…

 

 Geceyle gündüzün adı aynı oldu.

Birinde ışığa kaçtım, birinde karanlığa.

Hepsinde bir eşkıyalık ardına saklanmak yani.Güçsüzlüğü bağırarak kovalamak. Sus payı düşürdüğüm dilim ,hücrelerime doldurdu seyre dalmayı.Bakarak öğrenilmeyen hayatı sindiremedim içime.

Güzeldi adım bilirdim.

Hangi zamana saklanıyordu dengesini çoktan yitirmiş yalnızlıklarım? ...

Hangi zamanda gölgesini uzatmak için sinmişti yürek dalıma aman vermez aldanışlarım? ...

Solgun papatyaları avuçluyor şimdi ellerim.

İç kanamalı bir hikaye bu, biter bir gün bilirim.

Koluma takacak bir şeyim yoksa giderken,geldiğim gibi derim aynalardaki boş bakışlara.

Gelmek yazılan yazgımı, gitmelerle dinlendirirken sulanan ağzım nelerin yamacında.

Oy bu gece karanlıkları ! avutun içimdeki bilmeceleri.

Geriye gider gibi yaparken yaşam beni tutun yaralı yanlarımdan.

Yakışmaz uçurum taşları , yorgunluğa çalmayan bu taze ayaklara.

Ezme papatyaları gönlüm…

 

 Şimdi ,

Bir kavganın bitişinde barışa kanmak gibi, kuytu bir yere asıyorum doğrularımı.

Yanlışlar doğruları bir kez daha götürürken türkülerimden, ellerimi kanatan bütün telleri söküyorum sazımdan.

Her tınısını meçhule salan dizginsiz yollara asıp unutulan notaları, içimi dönüyorum gizli sığınaklarıma.

Susun kuşlar uçmayın bu ıssız göklerde.

Susun kuşlar…

Deli kız türkü söylüyor.

 

 

                        23 nisan 2007

                    Eleminaz(tuba yılmaz)

 

 

Yorum (3) Yorum yaz!

3/4/2007 ·

 

 

HER AĞIT BİR DEFA YAKILIR

 

İntihar kaçkını kelimeler bunlar.

Ağlatan ,kanatan,ağır yaralayan...

 

 

Kalemi kağıda gelin edeliden beri,intiharlara çıkar sözün sonu.

Kendi ipini kendi elleriyle geçirir boynuna,rengi geceden daha inat karanlığının.

Dur demeyi bilmez koyverir hesapsızca kavgasını.

İçime oturur sancısı.

Yanarım…

Bir köşeye sığınırım AŞK kulağıma küpe.

 

 

Hüzün soyadımız olur ,adını yakıştırıp sol yanımıza.

En çok da onda iğreti durmaz simamız, yaraşır yanına.

Deniz aşırı sözlerdi söylediklerimiz ,usulca sıyıracak mesafeleri.

Geç kalınmış her şey adına yakalayıp zamanı,üzerine kalın örtüler örtülmüş birikenleri ayağa kaldıran.

Yol uzun…

Yol kahır…

Yol illetli bir hastalık gibi gözlerin ferinde…

 

 

Ayyuka çıkmış rüzgarların söylentileri.

Yankılanan kendi seslerinin çığlıklarına kulakları sağır edip,duvar diplerine sığınılmış.

Yolunu şaşırmış gözlerim, ruhuna mola verdirecek müsadelerin.

Kime küsmüş bu suret…?

Her hançer kabzasına el izini bırakır AŞK.

Korkmaz bu yaşların hakkı nasıl verilecek yalan tutmaz zamanlarda.

Dikip gözlerini yorgun gözlerime,yüreğimi çalar umarsızca olacaklardan.

Bilmez mi yorgun düşmüşüm çok erken kollarında.

Daha anlamını bile bilmeden küçücük aklımla,yolundan dönmüşüm titrek ruhumla.

 

 

Halkalar daralıyor iyice.

Sudaki akislerde bin parçaya bölünüyor ruhum.

Hepsi kayıp bir suretin izlerini toparlayabilir miyim diyorum…?

İçim daralıyor.

İçim diyorum, acıyor…

Kanamaları durmuyor kabuk bağlamaz yaralarımın.

Mayınlar uluorta yerlerde.

Her adımı boşluğa hedeflemek göz yanılmasında bırakıyor yüreği.

Ya patlarsa telaşında,her yan  soğuk bir korkuya çalıyor rengini.

Alaca sıralanmış korku kaçkını düşünceler.

Yorgunluğu sınırlarla peşkeş çekilmiş unutulan kalbin.

Beyhude değil hiçbir şey biliyorum,hiçbir şey kadar gerçek her şey.

Ondan kokusu hala burnumda,yüreğe mola verdirilen şehir dostu tenha köşelerin.

 

 

Kaçaklık işlesin içimize.

Bırakıp gidilemeyen sahipsizliklerin tadı işlesin.

Ellerimizin boşluğuna ,baktıkça yansıyan alacaklı suretimizin hakkı işlesin…

Sırat’ta sırasını bekleyen, Araf’ta asılı kalmış ruhun hengamesi dolansın kurumuş dudaklara.

Çatlaklardan sızan acı cana değsin.

Tam orta yerlerde yalnız kalmak bir yerlerden tanıdık gelsin.

Bir tek yalnızbaşınalık dokunmasın cana.

Bir tek o acıtmasın…

 

 

 

Her ağıt bir defa yakılır…

Bir defa bırakılır arş-a en çığırtkan yaralanışlar.

Hepsi aynı gibi gelirken yüreğe,

Her ağıt bir defa yakılır…

 

 

                           Eleminaz(TUBA YILMAZ)

                                   03-04-2007

 

 

 

Yorum (3) Yorum yaz!

5/3/2007 ·

 

 

ERBAİN ZAMANLARIN KARALAMASI

 

Bu gadap çığlıkları aklımı aldı.

Keskin bir bıçak ağzında kıyıldı direncimin canına…

Sonuna nokta koyulamadı .

Bittim…

 

Erbain zamanlarına sığınıyorum kimsesizliğimin.

Kim –sessiz vurmuyorum uzun yollara .

Susmaya alışalı beri dilim ,uzun zaman olmuş diyorum.

Kanıyorum…

 

Kuytu bir duvar dibi bağdaşı kurdurmuşum haykırışlarıma.

Her yol cevapsız duraklarda indiriyor düşlerini,

her yol tükeniyor kaybedişlerin sırtında.

Kendine geliş burdan sonrasında.

 

Ladese tutuştum hayatla yeniden.

Unutuşlarımı aklıma getiremeden aceleci verdim tekrar kararımı.

İnsan yenileceğine baştan bu kadar inanır mı?

Yorgun görünüyormuş gözlerim uzaktan bakınca.

Sıyrılamadığım kalıntıların birikenlerinden diyorum.

Aldırmıyorsun…

Kim misin ?

Bilsem…

 

Her sözüm bir suça mukabil kılınıyor.

Her zerre taşına takılıyor ayaklarım uzun yolların.

Saçlarımı sırılsıklam edene kadar dinmiyor yağmurlar.

Kalk içimden ey acı…!,

nefesim kesiliyor.

Yorgun adımlarla tırmanıyorum kavurgan yokuşları.

İniltilerim sözlerimi kesiyor yol boyunca.

Gölgem kocaman olmuş önümden ilerliyor.

Facir bir benliğin affını diliyorum…

 

Ağır kilitler mühürlü değil kovulmadığım tek kapıda.

Avuçlarım kocamanlaşınca huzur-u divanda,

şehadet’e duruyor yeniden yüreğim.

İnşirah adıyla kanıyorum kaldırımlarda.

Bu devran acırken öğretecek içine bağırmayı,içine kavgayı…

Af ola her zerre yanılış katarları,

Af ola tükenişin çığlıkları…

 

Ne desem bu rüzgarda dağılacak zaten,

uçuşan kuru yapraklarına takılıp şehrimin .

Ne karalasam kelamın dilinde,diyeti ödenemeyen katle sayılacak.

Mil çektim aşkın gözlerine kör olsun diye.

Acı yüreğine duran ben oldum yine.

 

Şimdi ben ne desem korkuların kucağına çıkar yollar.

Ayın-Sin-Kaf’a,

Yalnızlığa,telaşa,suskunluğa…

İçine düştüğüm Yusuf’i kuyulara…

Dönme dolabın en tepesinde kaldı çocuk düşlerim.

Kalbimin telaşına sözüm geçmiyor,sığamıyor kalıbına.

Tutunuyorum sımsıkı soğuk demirlerine çocukluğumun.

Düşürüyorum doğruları uluorta yerlere.

Hep biri sahipleniyor uzatılan şekerlerimi.

Gücüm yok kavgaya,avaza,

Kaybediyorum.

 

Ayrı nehirleri vardı hikayelerin.

Ayaza çalmış gecelerde anlatılan,uzak nehirleri.

Şimdi ne desem başında suyun, ellerim dirençsiz bir soğuğa kaçırıyor yollarını.

Hazan vakitlerin yasına katılıyor.

Diyorum ya  ;

keskin  bir bıçak ağzında kıyıldı direncimin canına.

BİTTİM…

 

ELEMİNAZ(TUBA YILMAZ)

ALTI

ÜÇ

İKİBİNYEDİ

 

 

 

Yorum (4) Yorum yaz!

19/2/2007 ·

 

 

DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ 2

 

Kim dedi sana ,

Pimi çoktan çekilmiş bu el bombasını hesapsızca avuçla.

Bak her yanın paramparça…

 

Göçe hazırlanmalı artık,yorgun kervanların en ön sıralarında.

Bu yakıcı çöllerde serap görme hayalini zahir zamanlara bırakıp ,kavrulan  adımları saymalı, değerli hiç birşey sırtlanılmamış hazine yanlarında.

Yandıkça bilmeli geçecek ,bütün yorgunlukların izi iner inmez kaybolunca kumlarda bitecek,dudaklarım görevini unutacak kadar ilaçsız kalınca dinecek tüm sızılar.

Bakacağım ki vaat edilenlere benimde vurmuş yolum.

Varamam sandığım uzak seraplar gözlerimin önünü mesken bellemiş.

 

Mahşeri kavruluşların en basitinde yora yora ruhumu ,öğreneceğim geri kaldığım derslerin ikmalde takılan yarımlıklarını.En temel derslerden zayıf almışım ben. Tenefüslerde oyalanırken kaçırmışım yaşam gereksinimleri en önemli yanlarını.Yakalanıp tek ayak üzerinde bekletilmem bundan.

Bakmayın öyle.

Bundan işte hep kara tahtalara sevdalanmam.Alışkınım tozlu tebeşir kokusuna ve kapı arkası çöp leşlerinin arkadaşlığına.

Eskiyen umutlarım serildi önünüze umarsızca.

İndirseniz ne olur ki gözlerinizi düşlerimden.

Utanıyorum işte…

 

Papatyalarda şaşkın …

Türküleri hiçbir dile yakıştıramadık ortak oluşlarda.Soldan saydım sıraları şaşırarak.Eksik bir işaretin izinsizce kaytarışı yola sermiş alfabeyi boylu boyunca.

Paçavra gazetelerle örtüyorum üstlerini kendi cinayetim cesetlerin.Vurdumduymazlar geçerken üzerini okuyorlar da ,bir ucundan kaldırıp tanıdık mı diye bir bakış savurmuyorlar .Kimseye atmam suçu oysa.Ellerimle başlattığım suçlarımla kirletmem tertemiz adınızı.

Bu nasıl yara…?

 

Ağlamanın da tadı kalmadı ,bu hayat tuzlu yaşlarımdan bile iğrenmeyi öğretti bana.Karıştı kavramlar dişli çarkta.Ucuna takılmış savuruyorum kızıl saçlarımı deli rüzgarlara.İçime çekince erken yorulan nikotine yanmış ciğerlerim yanıyor.Kimse sonunda ayağa kalkmıyor bu oyunun bu defa.Perdeler sessizce kavuşurken birbiri ardına soğuk zemine yapışıyor  dizlerim.Bu sızı çocukluktan aşikar bana.Ne uzun zaman olmuş diyorum, takılıp düştüğüm taşlar şimdi kocaman geliyor bana.

Bu acı başka.

 

Annem hala şaşkın bu deli hikayeden.Gülerken gözlerime gebe yaşların tezatlarından boyun büküyor.Secde yerine bıraktığı duaları sıyırıyor beni her yeni intiharımdan.Yakışmıyor kulağıma okunan ezana bu histeri yara.

Geceleri duvarlarıma çaldığım renkler mazgal grisi.Bu karanlıklarda iğreti duruyor papatyalar.

Dinmeyen yaşlar yakışmıyor adına.

 

Almayı unuttunuz eskilerinizi bavulumdan.Beceremedim biçmeyi arta kalanlardan yeni bir elbise ,hiç biri uymadı üzerime.

Son deliliği bu emin olun bitmeyen türkülerimin.Ben yüreğimde kalan kulak dolgunu nidalarınızı ninni diye dinlerim üzülmeyin.Her sabah yeniden gömüp gözlerimi şehrime,her gece tekrar dirilirim aynı dehlizlere.

 

Mevsimler gibi şaşırdı yolunu sözlerimin gerçekliği.her adımım sicilimi bıraktı kaynar asfaltta.Takipleriniz değiştirmeyecek yolları yanılmayın.

Yine bana ,yine oyunuma,yine kuyularıma çıkacak yolunuz.

Varılacak adresi süsleyemedim işte.ışıltılardan gözlerim yandı da, sizi de layık göremedim aynı kazaya.

 

Her rüzgarında şimdi İSTANBUL’un acıları kuşlarımın ağzına yem diye tembihliyorum.Biraz uzaklaşsa  bu lodos içime oturan acıyı ısıtacağım biliyorum.

Ne yanına yapışsam ellerime sivri çiviler batıyor.

Ne yanına yapışsam yumruğum kadar dedikleri kalbim yanıyor.

Suçsuzum oysa…

Deli kız türkü söylüyor.

 

                           Eleminaz(TUBA YILMAZ)

 

  DİNLEMEK İÇİN:  http://dosyam.net/?id=x217lz

Yorum (3) Yorum yaz!

7/2/2007 ·

                                          

 

ELİF’İM NOKTALANDI…

 

Bir tanıdık notaydı kulaklarımı tırmalayan,

bir yalnız inilti.

Susamışlık adına ağzımı dayadığım paslı bir çeşmenin küf kokulu tadıydı sanki yanıma kalanlar.

Bir çizgi vuruşuyla tamam olan varlık çarpıyor gözüme.

Kendinden sonrası çok,kendinden öncesi yok bir değer bilişin kıymetliliğinde, tekrar vurguna duruyor yüreğim.

Gözümdeki yaş kıskanır olmuş kendi yerinin gizemini.

Elif denmiş adına…

 

Eğip bük önceyi ,ardını, ötesini.

Her yol onu tamamlıyor da,kala kala manidar bir sessizlik bana kalıyor.

Ona çıkan yollar sırlar ardında.

Güçsüzüm oysa.

Sefil yanlarda yaralandım,kanadım,sindirildim korkak sokak kedileri makamında.

Her kapı önü onsuz bırakırken beni,dizlerimin acısı yere yığılmalarımdan.

Köşe bucak ters yüz olmuş kahrolası zaman kovalamasında.

Bir otobüs camı soğukluğu kadar yakışıyor dürüşlerim zamanı iç içe.

Mola vereceğiz ve bitecek.

Varmak istediğimiz serilecek yorgunluk hatırına önümüze.

Unutamayız bileceğiz,

Unutamayız tadacağız,

Unutamayız bağıracağız avaz avaz….

 

Özneler yüzünü dönmüş ELİF’e.

Karalar bağlanmış nazının alına yakın cümle sonlarında.

Göçmen kuşlar kuytu meskenlere bırakmış yorgunluğu.

Bu büyü bozulmak için atılmamış kuyuya.

İbrahim sabrının nevaleleri kenara çekilip,

hikayeden çıkacak kekremsi tadı katık etmiş aşına.

Gün ELİF’e doğmuş…

Güneş bilir vazife yüceliğinin derecesini.

Gergefe açılmış bir gelin nakışının taze renkleri gibi,geceyi unutturur yarlığıyla.

Bir hikaye daha Fırat ‘a akıtılır ,manası ötelere havale yalanlar kucağında.

ELİF ağlar,

FIRAT ağlar,

Şehri vuslat ağlar başı gecelerin sus-unda…

Yaş mı var gözünde silinir ,acımı var yüreğinde alev yangınlarında söndürülür,yakışmayanlar mı var yüzünde görmezden gelinir.

Adın başlara silinmez kalemlerle yazılır.

Dön yüzünü lodos rüzgarlarının inat kardeşliğiyle baharlara.

Bak nasılda umarsızca bakıyor bizi bekleyen adı kahır ,el değmemiş yeni hikayeler.

Adının en başlara yazılması değiştirecek hikayemi,sende bitecek akan yaşların son selamları…

Sana katılacak her şarkının son nakaratı…

Seni yazacak her kalem,

Senden geçecek her hasret uzaklıkları…

 

Benle bitecek adın

BENDE BİTECEK.

                       Eleminaz(tuba yılmaz)

                             07-02-2007

 

 

 

Yorum (2) Yorum yaz!

www.flickr.com
eleminaz's photos More of eleminaz's photos
Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı