Bekle Beni - Nurettin Rençber eleminaz'ın dünyası - Blogcu - Sayfa 3



19/11/2007 ·

 

Guslet adımı

Yeni yetme bir düşte paklanacağım…

 

Fısıltılar bile çığlık oluyor gece vardiyasında.

Her yan boğucu bir nefes darlığına gebe, vakti tamam ağırlıklarını taşıyor bedeninde.

Yollar hep aynı menzile varıyor.

Sana…

En çokta gecelerim, karanlıklarım, ağırlıklarım.

Temize çekilmiş bir alın yazısıyla başlamak ilk sayfadan, mümkün müdür?

Yada infiradının kollarında yeni rollere bürünmek.

Hangisi daha kolay…

 

Yirmi beş yıl ağır geliyor dile.

Daha erken diyorken, tutamamışım zamanın yakasından.

Bir kesik çığlıkla patlarken başlangıcı, sonu nasıl bitecek bilinmeyen bir sonun vesvesesi çöktü içime.

Orta yol denilene varmadan ayaklarım, bu yükü omuzlardan atmalı.

Gusletmeli adımı, paklamalı.

Sır dolu bir haberi almak kadar zor hayatı yaşamak.

Biliyorsun değil mi terazinin ağır gelen tarafında,

yüreğimin ne kadarı saklı, yani elim kadar dediğimin.

Herkes sarayının kraliçesi olurken infiradım,

Ben hüznün tekliğine soyundum.

Hüznün kraliçeliğine…

 

Zamansız, mekânsız, korkak,

bir hikâye bu pansumana muhtaç.

Kışlardan yaralı, yazlardan ürkek

Öznesi çamura batmış bir hikâye bu.

Olmak ister misin içinde, sahiplenip benliğini kucaklamak.

Yoksa sende bulamayacağım yerlerde saklanıp

bir ani seslenmeyle canımı almak,

AŞK gibi yani zehirlisinden sokmak,

AŞK gibi yani gözlerime yaşlar oturtmak,

İster misin?

 

Şair üşüyen saçlarını avuçluyor gecede

Yastık altı soğukluğu kadar esas, içi titriyor.

Direnmek mi diye sorarken kendine,

Birden en direnen oluveriyor.

Ama infiradım;

Neresinden baksan birazcık şair

Bu kadarla kalıyor yani, benim kadar şair…

Ben bir suyum pınarının yatağında

Aksime kanmayacak kadar /deliyim/bildiğin

Uslandır yaralar yavaş kanasın,

Uslandır gençleşelim tekrar yirmi beş yıl

Bitmeden.

Bilmeden…

                                           19/11/2007

                                       Eleminaz(Tuba yılmaz)

 

 

 

 

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

29/8/2007 ·

 

KAÇAN HARFLER KOVALAMACASI

 

Bir isyan bu tutunacak yeri kalmamış hayata

Neresinden baksan ziyan

En son ağlayanın ben olduğumu görmüşler

Oysa içime karar kılmıştım gözyaşlarımın varlığını

Sen değil miydin yüzümdeki gergefini bozan dünyanın

Sen değil miydin?

 

Çirkef bir umudun saçlarını okşuyorum

Biliyorum ellerimde diz boyu çizikler

Yaralıydım

Geçmeden sabır bu kapıdan

Yaralı…

Kilidi olmayan alfabemin içinde hezeyanlar,

Kaçak harflerin gürültüsünden ürken gönlüm dar boğazda

Ve ben;

Hangi birinin boynunu vurayım ipe bilmeden

Hangi birinin koşar adım kaçışına azdırarak kızgınlıklarımı

Büyüyorum

 

Soluksuz kaldığımda

Zaman arkasını dönüp kaçıyor

Bohçası elinde kalan yeni gelin yaşları iniyor yanaklarımdan

Alları yakıştırdığım yanaklarımdan

Hepsi bu işte

Neresinden bakarsan aynı dehlizler

Bu oyun kimin…

 

Memleket toprağı kokusuydu aşk

Sızlatırdı içimi doldurduğunda ruhumu

Acırdım

Menzile varamamış yorgun ayaklarım

Her rüyayı hayra yorarak sabrederdi güçsüz varlığıma

Bir cinayet bedeli gibiydi aşk

Gereği düşünülmüş cezalar kadar ağır

Müebbede bir soluk kadar yakın

İşte ondandı hep önünde diz çökmem

Artık anlamsız gelen bir üç harf kalabalığında

Sırtımdan vurulan yerlerime

Aynalarda göz kırpıyorum

Acımadan geçecek üzerimden diye düşünürken

Kurbanı olmuşum Aşk’ın

Biliyorum…

 

Sur kentinin yakınında, asıyorlar harflerim benliklerini

Ölümü kendi boyunlarında idam ederken

Asıl aşkı sallandırıyorlar yağlı urganda.

Yol çıkarken şafak karanlığına

Meydanlarda aşikâr kalıyor her şey

Kaçan harfler kovalamacasında

Tespihe diziyorum her harfi.

Zikrim çoğalıyor

Adı aşk oluyor…

 

                                24–8–2007 

                               Tuba  Yılmaz

                                  eleminaz

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

21/7/2007 ·

 

GECE VARDİYASINDA İNFİRADIMA MEKTUPLAR 2

 

Düşümün canı terledi.

(düş)tüm…

Birde baktım ki düşlerim Yusuf-i kuyularda debeleniyor.

Gecelerim öksürük vebalısı bir hasta gibi.

İndiriyor gözlerini, sükûneti kucaklatacak bir dermana muhtaç.Uzun bir yol yorgunluğunda en önde oturuyor.

Kaç ismin canını darağacında yaktılar.

Kaç ismin namına izinsiz kıydılar.

Seferimi bozguna çeviren kirli ellerin kara siluetlerinde koştum yanına.

Ayaklarım yine paramparça bak.

Gel en buseli yanından öp yaralarımı.

Öp ki acım bir nebze mola versin.

Öp ki helaline değemeyen dudaklarım dinlensin.

İnfiradım…

 

Bahsetmiş miydim?

Acılarımdan,

Boş yere akıttığımı bilmediğim gözyaşlarımdan, kudurtan gelgitlerimden. Bir yana bırakıp tüm bunları anlatmış mıydım sana?

Saçlarını tarıyorsun düşlerimin. Al eteklerimi omuzlarından aşırıp masal bir hikâyenin ucunda elimi bırakıyorsun. Başarabilirsin bensizliği de diyerek gözlerini gözlerime kilitliyorsun.

Oysa koskoca bir İbrahim alevi yakıyorsun içerimde bilmiyorsun.

Yangın artığı kabuk bağlamış yaralarım daha iyileşmeden hadi diyorsun.

Biliyorsun aslında aşkın buralara uğramaz olduğunu.

Bir kura çektik adın düştü haneme.

Yazıcı sustu.

İnfiradına us-tu…

 

Yakan ve en diplerimi acıtan bir güneş kırmızılığında, gözlerim kamaşıyor.

Korunaksız bir küçük kız edasıyla topluyorum oyuncaklarımı, ezilmesin düşlerim kör bir hırsız tarafından diye.

Harflerin üzerinden geçiyorum yirmi dokuz kere. Kalemimi en dibine sokup alfabenin adının, canını yakıyorum.

Yetmezliğini haykırıyorum infiradım.

Dindirmezliğini,

Acılarımı bildirmezliğini.

İçimdeki fırtınalar kemiriyor benliğimi hala, kaç defa karalasam dökülmüyor kelimelerim.

Ve ben

 Her defasında yirmi dokuz kere ölüyorum.

 

 

Kınası elinde kurumuş bir taze gelin gençliğinde, başıma ve yazgıma dolanan al yazmamı bahtımın üstüne örtüyorum.

Ardına saklandığım yaşlarım yol yol ecelimin kaderini çiziyor.

Kınamda falıma baktığımı fısıldıyorum infiradım kulağına. Sırlarımız bir avuç dolusu kalabalığı aşıyor.

Çoğalıyoruz birlikte.

Çok oluyoruz…

Kimse yakalayamıyor kalabalığımızı. Adın hiçliğimi tamamlıyor da pek bir ışıltılı duruyor suretim yanında.

Kalem kandırsa da bizi şakalarıyla, yakaladığımız yerden tutup çekiyoruz kalanlarımızı.

Alışıkken yalnızlık yanına, acıtacak bir şey kalmıyor canımızı.

İçimiz acıyor…

 

Aynalara küsemiyor gözlerim. Yalan çoklukların aldatmacasındansa, kendi ikiliğimi seviyorum ürkek bir çocuğun saçlarını okşar gibi.

Yansıman arkamda beliriyor.

Ve korkularımın omzuna yaslıyorsun başını.

Hiç yakışmayana eş tutarak kalleş gülüşlerimizi, aynalarda kol kola girmiş varlığımıza el sallıyoruz.

Bağırıyorum adını korkusuzca.

İnfiradım…

Susuyor dilim,

Gece inleyerek bırakıyor sırasını sabaha.

Susuyor şehrim,

Az kalanlar çoğalıyor rehavetli havada.

Kanıyor yüreğim,

Yalnızlığımın teni en saklı sırlarımda…

 

(Güldürdüğün yüzüme gözlerin düştü!)

 

                                                       20–07–2007

                                                 Eleminaz(tuba yılmaz)

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (3) Yorum yaz!

4/6/2007 ·

 

GECE VARDİYASINDA İNFİRADIMA MEKTUPLAR 1

 

 

Destur…

 

Boğulmadığım karanlıklarda sana yazmaya başlamak, ince bir düş kıyısında apansız uyanmak gibi. Gelmelerin o ince telaşı dert vermiyor gitmeler kadar bilirsin sende. Sana kalan bir gidişken bundan daha beteri var mıdır? Diye düşmüyor yürek telaşa. Çünkü biliyor yok… Bundan daha acısı oturmamıştır , taşıyamam sandığın ağırlık kadar üzerine.

 

Şu bizim çektiğimiz kocaman bir evhamdan öte sayılmıyor. Kan ter içinde sana uyanırken uykularım, yastık altı soğukluğu dolanıyor içimde. Dilim seni ne zaman misafir etse ağız dolusu kusuyorum adını. Her yanı dolduran tek başına birçokluğun adı oluşun, senin yanında sessiz bırakırken aslında biliyorum ki en büyük yoldaşımsın.

İnfiradım…

 

Hep yanlış adresleri ziyarete meraklı mektuplar karalamışım şimdi anlıyorum. Tökezleyen bir yürüyüş konvoyunda dize getirilmez bilmem ne umut edişlerle, sürüklemiş beni geri gelen her satır. Şimdi sana vurdurmuşken kalemin her tınısını adreslerini kendimin çizdiği bir yolculuğa bismillah demek, içimi tereddütsüz hazır kılmış her şeye. Adın zaten hiçbir nankörlük bırakmayacak kadar açıkken senden hesap soramayacak olmak bilsen ne kadar rahatlatıyor içimi. Korktuğum yalnızlık paranoyaları sadece sana gelmemem için tuzakken, bağışla geç kalmış kelamlarımı.

Tanıyacağın ve bildiğin bu kokuyu unutma, ben yakından sokulacağım yanına.

İnfiradım…

 

Bu geceler mi uzun yoksa karanlıkları dolduran adın mı? Sinsice tepeme çıkan çığırtkan iç sıkıntıları yakışmazken ümitle var olan benlik tamamıma, ufalıyorum sanki gitgide. Gençliğim bir karakalem gibi ellerimi siyahlara çalmış. Her yanıma bulanan renklerde sen hep vazgeçilmez bir tebessümle yanına çağırıyorsun tek başınalığımı. Yakalayıp beni en güçsüz yanımdan saklanamadığım köşelerimde sobeliyorsun.

Şehrim diyordum yol verir bana. İsmine niceleri yazmış yüzyıllar bekçisi, şahlanır gecelerimin kucağında. Tepesinden bakılınca ufalan benliğimin sicim gibi akan yaşlarını siler acıtarak canını. Sıcak bir yaranın kanamasını dindirmesini bilir, her seher hediye eylediği gün yüzünün hatırına. Affıyla şenlenen yüreğim yine seninle kalır sonra.

Sana kalır…

Kucağına sığınmam bundandır işte.

Bundandır hep en kalabalıklarda bile gözlerinin ferine yanmam.

Destursuz çalmadım hiç kapılarını. Başkalarına meyletmeye hazır yanılmalarını hep aklımda tutarak, her giden gibi seninde adını zihnime allı pullu yazarak izinsiz dalmadım sıcaklığına.

Gitmek ve sana kalmak.

Omuzlama kederimi infiradım…

 

Silmeye çalıştıkça çoğalan gözyaşlarıma gücün yetmez. Ben annemin kaderine yazılmışken, hiçbir acıma doğrultmaz yazgımın belini. Bu yokuştan beraber yuvarlanıyoruz tut elimi. Sözler kaçaklığa yelteniyor ve adın aynadaki siluetimde gözlerime duruyor.

Kaçaklık yakışmıyor cüretkâr adına.

Ve sözüm sonunu tamamlıyor.

İnfiradım gece vardiyamda soluğumu kesiyor…

 

 

                       Eleminaz (tuba yılmaz)

                             04–06–2007

 

Yorum (3) Yorum yaz!

15/5/2007 ·

 

TESPİHİMDE KÜSKÜN YAŞLAR…

 

Bu gece başka bakıyor karanlık gözlerime.

Ağır ağır iniyor zaman yolculuktan yormuş sanki yüreğini.

Bu gece bir başka ağarıyor saçlarımın solgun renkleri,

Uysun diye tenimin rengine.

 

Alnım secdede buz olmuş

Vefasızlık bellediklerim ellerimde.

Ellerim diyorum;

Titrek mum ışığına mukabil, sorgudan sefil kaçaklıklara gebe.

Her zerresi örtülse de tenimin saklanmıyor oyunbozanlar,

Herşey alelade yerlerde.

Gözlerim telaşlı hayret

Hayret ki bakamıyorlar titrek ellerime.

 

Gel diye haber salmıştın rüyalarımda.

En sevgilinle şereflendirip garip uykularımı artık gel demiştin.

Ay şavkını kıskandıran yüzünü gör de cana gel demiştin.

Duyamadım

Gelemedim

Dönemedim…

Şimdi hangi yusufçuk havalansa göklere,

Sessiz bir ağıtla ağlar olmuş gözleri.

Benim adım kahır olmuş

Seccademde hüzün izleri.

 

Eksik bir şeyleri tamam kılamayan ruhum,

Kısılmış tenha yanılgıların kumpaslarına.

Günümün gecemin feri kaçmış, solmuş benzi harcanışlarda.

Nebinin kimselere benzemez suretini kucaklatıp,

Gül kokuttun hicranımı.

Yine yaktın, yine ateşlere attın vefasızlığımı.

Çığlıklarım usluca sığınmış bu defa geceye,

Sus olmuş…

Tufana takılan saçlarım,

Tutulması imkânsız deli taylar gibi yalnızlığa koşuyor.

Bir tek senin adın tamam kılıyor her şeyi, ardında bir şey bırakmıyor.

 

Bu yalnızlık bitmez diyorlar, biliyorum.

Yüreğimde koca bir ateş oysa.

Adın tenimi yakıyor.

Adın canıma değiyor.

Şükür kaçkını dillerimi en kor alevlerle dağlasalar,

Unutup yalancı suretlerle aldattığım yüreğimi, Yusuf ‘un karanlıklarına salsalar,

Kurtulamam İbrahim gibi yangınlardan bilirim.

 

Canım eriyor damla damla,

Tespihim ağlıyor.

Ve bir ah içerimi dağlıyor.

 

                                  14-MAYIS-2007

                            ELEMİNAZ(TUBA YILMAZ)

                               

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (4) Yorum yaz!

www.flickr.com
eleminaz's photos More of eleminaz's photos
Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı