Bekle Beni - Nurettin Rençber eleminaz'ın dünyası - Blogcu - Sayfa 2



19/4/2008 ·

 

BU HESAP TUTMAZ!

 

/çarptım/

Kavurucu bir güneşin altında sabahlıyorum

İrin kokusu eşliğinde eriyen bedenim

Lime lime toprağa çakılıyor

Acı dilime ‘afiyet olsun’ kıvamında yoldaş

Dibi tutuyor tadımın, en yerle bir zamanlarda

Kovalanan ben değilim; sessizliğim

Dilim yirmi dokuz harf oluyor, hesabı tutmayan sayıların sırtlanlığında

Bu sayımdan da yırtıyoruz yani beraber

Harflerle rakamları çarpıyorum

Sonuç;

Yine ziyan…

 

/böldüm/

Kim demiş sabahları merhaba denir, akşamları elveda

Yine duman, yine yalan, yine bir ağlamak

Hoş geldin fasıllarında kalan yüreğimiz hatırına

Evvela yakalarını dikleştirin benliğimin

Uzanmaya çalışıyorum kısa boylu gençliğimin üzerinden,

Boynumu acıtan bu yaşama telaşına.

Bir filmde ağlayan kadının saçları ıslanıyor

Öylede güzel ki ‘kader’ deyip geçemiyor

Bir sahnede bölünüyor benzer kareler

Bu kadar mı kolaydı pay etmek alayını hüznün

Bir sana bir bana

Gerisi palavra…

 

/topladım/

Her yan darmadağın çığırtkan bir sokak kadını havasında

Dakikalar kırmızıya boyamış dudaklarını kimi kandırmakta

Söylesen/ eşlik edeceğim bu bitmez nakarata

Söyle desen/ toplayacağım bütün dağınıklığını aslımın

Yusuf’un kuyusu ziya kalabalığıydı oysa

Ekmek kokusu bilirdik aşkı, sol taraf sızısı bilirdik

Helaliyle doldurduğumuz aşımız, bir küçük yan bakışımız bilirdik

Uzaktan gelen bir tatlı rüzgâr bu şimdi esen,

Helalini de, cemalini de al da gel desem…

Ayaklarım kan revan yerinde saymaktan,

Bir tutsaklık ki sorma nazında mukabil/ yalan

Toplasam da etmiyor adamakıllı bir hesap

Bu yarayı kim saklayacak?

 

/çıkardım/

Gel diyor İSTANBUL, ah sen bir gelsen

Kanlıca güler, Eyüp yâd eder, Üsküdar küser

Çocuk ellerimde eriyen şekerleri kıskanan gözler

Sana en fiyakalısından naz-ı endam eder

Kalbimi bir gergefin içine sardım

Geceleri aldım, sabahları yokuş aşağı saldım

En delisinden karışan aklımın huzuruna

Ben bütün hesapları karıştırıp acı bir aş kıvamında

Kıyama zorlanan bir kız çocuğu havasında

Bütün evhamları başka bir bahara bıraktım

Biliyorum, söyleme bu sabah da erken

Gecelere yakışıyor en çok, bir ağlamak havası

Bilmeden nasıl sevilir bir ekmeğin sıcaklığı

Ya da

Bir anne beklerken ne kadar da güzel…

Bir rüzgâr esiyor takvimlerin yaprağından

Ayaza yoldaş saçlarım savruluyor zırdeli

İplik iplik bir ağlamak oluyor sesin

Tutmayan hesapların zehrini içiyorum

İdamlar, sevdiğim bu mevsimde bizim.

 

Çarptım böldüm topladım ve çıkardım

Kala kala yine kendime kaldım…

 

                     TUBA YILMAZ(eleminaz)

               parmakucuedebiyat dergisi 2. sayı

 

 

 

Yorum (2) Yorum yaz!

6/3/2008 ·

 

BİR CUMA VAKTİ…

 

Rahman’ın huzuruna durmak için, geçen haftadan beklenen bir Cuma vakti. Gusullenmiş bir beden, günler önceden dolapta yerini almış bir takım elbise, boyanmış ayakkabılar, yatıştırmak için limon sürülmüş parlak saçlar ve hiçbir zaman çıkarmadığın kravatın. Hazırsın işte. Hiçbir eksik yok mahallelinin ‘bakın ya yine damat gibi geliyor’ sözlerini söylemesi için.

Herkes sana selamda şimdi.

Beş vakit arşınladığın cami yolunun müdavimi kediler, seher vakti avluda gelmeni bekleyen semtimizin kuşları, top oynarken yiyecekleri azardan korunmak için senden önce davranıp halini hatırını soran mahalle çocukları. Herkes orada.

/Sen nerdesin/…

 

Şimdi saklambaç oynuyoruz. Ben ebe oluyorum, sen saklanan. Yumuyorum gözlerimi.

Yokluğuna, gitmelerine, tek başınalığıma kapadığımı bilmeden gözlerimi ebe oluyorum. Kandırmayacaksın beni. Nerde olursan ol hayatta hiç yalnız bırakmadığın, sana sırtlarını dayamasına her zaman izin verdiğin güllerini soldurmayacaksın. Boğazlarına kocaman bir düğüm koymayacaksın mesela. Yine bıktıracaksın öpmelerinden, yalnız bırakmamalarından. Ama çıkacaksın saklandığın yerden. Buradayım şaka yaptım deyip biraz kızgın boynuna sarılmama keyifleneceksin. Gitmem bir daha diyeceksin.

 /Ama gideceksin/…

 

Günlerden Cuma, vakitlerden akşam ezanı vakti.

Sen rahmana yürürken habersizim her şeyden. Yine aynı kavgalar, yine aynı telâşeler, yine aynı iç sıkıntısı.

Çalma tonu acı haykıran beklenen telefonlar, sana aslında ’o artık yok ‘diyen gözlerine inat, ’sadece biraz ağırmış’ diyen ağızlar ve ertelenemeyen, gittikçe daha da uzayan yolar.

Hep bilirim on beş dakika sürerdi iş yerinden evin yolu. Neden bu sefer bu kadar çekilmez oldu. Neden kimse konuşmuyor. Neden bakmıyorlar yüzüme. Neden içime yine o ölüm ağırlığı oturdu.

Neden…

Şimdi her şey silik hafızamda ya oradasın ya da yoksun.

Ya bizi bırakıp gittin, ya da bütün zorluklarına rağmen devam dedin.

İki şık var önümde, iki yol.

Önceden belirli kaderimizde.

 

Ve evin kapısındayım.

Kapının önü bir hayli kalabalık. Yabancı değilim gördüğüm sahneye. En bilindik hali bu bir hastalığın, bir kavganın ya da bir düğünün. Yani o telâşe her bir ayakkabıda. Başınız sağ olsun bizde buradayız, yanınızda sıkıntısı.

Aralıyorum kapıyı. Sessiz herkes. Herkes, bir köşeye serilmiş sessizce gözyaşı döküyor. Herkes, biraz daha erken duymanın verdiği alışıklık dudaklarını kemiriyor. Ben senin olduğun odaya süzülüyorum. Her zaman üzerinde oturduğun koltuk bomboş bu sefer. Sen aksine onun ayakucuna serilmiş yatıyorsun. Bembeyaz paklamışlar her yanını. Bembeyaz süslemişler. Babaannemin ölümünden sonra hiç çıkmadığın caminden yana çevirmişler yüzünü. Emeklerinin geçtiği caminden yana.

Ben geldim bak diyorum, yanına geldim. Örtünü kaldır da göreyim gül çehreni diyorum. Hiç korkmuyorum. Akşam yanımda nefes alıp yaşadığını bildiğim insandan korkulur mu diyorum annemim sabır kızım sözlerine. Alnından öpüyorum seni. Daha soğumamış tenin içimi ısıtıyor. Bıraksalar günlerce kalabilirim yanında. Bıraksalar bende gelirim bizi bırakıp gittiğin yere.’hakkını helal et dede’ diyorum, bize hakkını helal et. Biliyorum duyuyorsun bizi. Biliyorum ki her zaman bizi arayan gözlerin yine bir yerlerden izliyor bizi. Biliyorum…

 

Şimdi gidiyorsun…

Adının kocamanlığı yakıyor içimizi. Bir daha soluğunu duyamamak, camdan bakışını görememek, hayırlı geceler dualarında yumamamak gözlerimizi. Annemin sözleri inliyor kulaklarımda.

’evimizin balkonu çöktü ‘ diyor.

Sapasağlam tutunduğumuz ipimiz avuçlarımızdan kayıp gitti.

Son nefesinde bile hala umudunuzu yitirmeyin, ben her zaman yanınızda olacağım diye güç veren soluk kesildi.

Ölüm aniden geldi dede.

Hiç haber vermeden geldi.

Bir Cuma günü geldi hem de.

Aldı ve gitti…

 

 

        (merhum ve merhume sıfatına yakışmayan her ruh adına…)

 

                          eleminaz(tuba yılmaz)

 

filbahar 3 sayı

 

 

 

Yorum (4) Yorum yaz!

5/2/2008 ·

 

İnfiradım…

Ölümle üşüdüm bu defa yokluğunda. Zevkine oynanan bir kör ebe oyununda ansızın hayata yakalandım. Dipsiz bir kuyuda sobeledi beni.

/yaralandım/

Üşütüyor ölüm. Sımsıkı sarıldığın sana aşikâr örtülerini ansızın kaldırıp üzerinden, bir tarafa savuruveriyor sebepsiz. Birbiri peşine sığınan dişlerinin ağzındaki ürkek dansından habersiz, aniden ‘ben geldim ‘deyiveriyor.

/Kalakaldım/

Şimdi bir ağlama nöbetinde sığınıyorum koynuna. Başka bir şey kalmamış ellerimde bakıyorum. Ölümün gözlerimin önüne uzanmış cesedi ve beni kandırırcasına başta verip sonra geri aldığı hediyesi.

İşte hepsi bu.

Muamma değildi alın yazımda sureti aslında. Kadere razı olmakla ve inanmakla tamam kılmıştı ruhumu adı. Şimdi bu yabancıymış gibi gelmesi neden, hiç bilmiyormuşum gibi gelmesi.

/Yanıldım/

Söyle infiradım yangınlarımı!

 Elimde kalan bir resimden ibaretken tutuşturduğumuz ateşlerimizden bahset.

Biliyorsun de, biliyordun de, biliyoruz de

Ama söyle.

Bir adım öten yaşamken, bir adım gerin ölümün aşikâr yüzü de.

Söyle…

Hep bildiğinin bembeyaz oluşunu, buz gibi oluşunu, yok oluşunu söyle.

Çok zaman olmuştu diyordum kapım çalınmayalı. Ölüm haberli ya da habersiz şaka yapmayalı.

İnnalilllah demenin zamanı vurmuş şimdi. Sabrın, dayanmanın, ağlamanın, bilmenin zamanı dolmuş.

/Yandım/

Bilirsin infiradım, sende bilirsin;

Hiç boş gitmez ölüm ziyareti bittiğinde. Ödünç verdiğini geri aldığı gibi, sendede bırakmaz unutacaklarını. Unutulmamak için götürür, hatırlanmak için götürür, bir resmin soğukluğunda yüreğini yakanı bil diye götürür.

Kar yağıyor şimdi ağır ağır.

Görmediğim bir şey kaldı mı yaşamda derken, biliyorum ki daha çok imtihan var önümde.

Biliyorum ki daha çok karlar, yağmurlar,  rüzgârlar dolduracak yüreğimi. Isınmama yardım et olur mu infiradım. Yeniden doğurmama acılarımı, her sancıda anlatmama yangınlarımı.

Yardım et.

Saçlarımı okşar mısın? Isıtır mısın buz olmuş kirpik uçlarımdaki damlaları?

Beni kucaklar mısın?

Korkuyorum çünkü.

Ölümün habersiz gelişinden, alıp götürüşünden, sinsice gülüşünden

Korkuyorum…

Nasıl çıkacak son nefesim diye beklerken, sol yanım acıyor.

Rahmete sığınıyorum korunaksız.

Rahmete kanıyorum.

Gel bu geceyi ölümle sonlandıralım olmaz mı?

Sen benim koynumdayken, sen benim her şeyimken, nasıl olsa herkes çekip gidecekken nefes nefese susalım.

Gel infiradım bu gece kapatalım gözlerimizi

Ölüme kapatalım…

                             Eleminaz(Tuba Yılmaz)

 

 

 

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

31/12/2007 ·

LA  HAVLE!

 

Gördüklerimin ve göreceklerimin besmelesi ile

Adına hazır ol duruyorum

 

Giryan/ım

 Bu şehirde ıslandı saçlarımın karası

Turnalar geçerken dokundular yüreğimin pasına

En riyasız yalanlarına kandığım şehrim,

Dalma Filistin kokulu uzakların hülyasına.

Bak eteklerimde zili çalınmış sevinçler,

Dudaklarım kuru bir çölün yanan kumları

Bir nefesini bekliyor tenim

Bu yaşlar sana yol alırken yakıyor içimi

Ellerimin dokunduğu her yer bir gurbetin kalp atışlarını taşıyor

Çünkü görülmeyen şehirlerin çelebisiyim

 

Nazlı bir ekim arefesinde

Yastık altı ediyorum bayram sabahlarımı

Miladını doldurmuşşlerimin koynundan düşüyorum

Üşüyorum…

Sen ki kahramanıydın masallarımın,

Öznesi sen /yüklemi sen/noktası sendin

Gözlerim değerken gözlerinin rengine,

 gölgesinde dinlendirirdim yokluğunun aslını.

Sabahlar erkenden iniyor artık, geceler geçiyor kendilerinden

Kuşlar habersiz gibi duruyor geleceğinden.

Zırhıyla koruyor derdim kendini

Aşk/tan firar etmiş adım çoktandır.

 

Bilir misin nasıl kokar portakal çiçekleri

Alev yangını saçlarına hazırlanan papatyalar nasıl kokar,

Susturulan kalplerimiz firar edince bir çift gözün peşinden

Ellerine helal olamayan tenim nasıl kokar.

Gel zamanı sırtlayalım en ağır yanından,

Aslımızı erteleyenleri ipe dizelim bir bir

Sonra sokulalım usulca yangınlarımıza

La havle/nin peşine takılıp

Usulca firara çalalım adımızı

Bir düşü suya anlatmak kadar kolay,

Hayra gebe bekleyelim bıkmadan.

 

Bir kargaşanın çocuklarıyız /Âmin

Dilimizde küfürlere inat dualar

Dikiş tutmaz yanlarından noksan,

Aşk yamalı bir ferace bohçamızda kalan

Gözlerimize inmeden perdeler

Gel bu iğreti öyküyü tamamlayalım

Sonra bir la havle aralığında

Yırtılan düşlerimizi yamalayalım.

 

 

Çok yorulduk biraz erken ayrılalım…

 

                                  26–09–2007

(filbahar dergisi 2 sayısı )

 

Yorum (2) Yorum yaz!

6/12/2007 ·

 

mutlu olmak ve şükre devam etmek için ne kadar çok sebep var tekrar hatırlıyorum.

ve kendimi yalnız hissettiğim zamanlara inat kendime bol köpüklüsünden bir kahve ısmarlıyorum.

BEN için ONA şükrediyorum...

Yorum (1) Yorum yaz!

www.flickr.com
eleminaz's photos More of eleminaz's photos
Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı