19/4/2008 ·

BU HESAP TUTMAZ!
/çarptım/
Kavurucu bir güneşin altında sabahlıyorum
İrin kokusu eşliğinde eriyen bedenim
Lime lime toprağa çakılıyor
Acı dilime ‘afiyet olsun’ kıvamında yoldaş
Dibi tutuyor tadımın, en yerle bir zamanlarda
Kovalanan ben değilim; sessizliğim
Dilim yirmi dokuz harf oluyor, hesabı tutmayan sayıların sırtlanlığında
Bu sayımdan da yırtıyoruz yani beraber
Harflerle rakamları çarpıyorum
Sonuç;
Yine ziyan…
/böldüm/
Kim demiş sabahları merhaba denir, akşamları elveda
Yine duman, yine yalan, yine bir ağlamak
Hoş geldin fasıllarında kalan yüreğimiz hatırına
Evvela yakalarını dikleştirin benliğimin
Uzanmaya çalışıyorum kısa boylu gençliğimin üzerinden,
Boynumu acıtan bu yaşama telaşına.
Bir filmde ağlayan kadının saçları ıslanıyor
Öylede güzel ki ‘kader’ deyip geçemiyor
Bir sahnede bölünüyor benzer kareler
Bu kadar mı kolaydı pay etmek alayını hüznün
Bir sana bir bana
Gerisi palavra…
/topladım/
Her yan darmadağın çığırtkan bir sokak kadını havasında
Dakikalar kırmızıya boyamış dudaklarını kimi kandırmakta
Söylesen/ eşlik edeceğim bu bitmez nakarata
Söyle desen/ toplayacağım bütün dağınıklığını aslımın
Yusuf’un kuyusu ziya kalabalığıydı oysa
Ekmek kokusu bilirdik aşkı, sol taraf sızısı bilirdik
Helaliyle doldurduğumuz aşımız, bir küçük yan bakışımız bilirdik
Uzaktan gelen bir tatlı rüzgâr bu şimdi esen,
Helalini de, cemalini de al da gel desem…
Ayaklarım kan revan yerinde saymaktan,
Bir tutsaklık ki sorma nazında mukabil/ yalan
Toplasam da etmiyor adamakıllı bir hesap
Bu yarayı kim saklayacak?
/çıkardım/
Gel diyor İSTANBUL, ah sen bir gelsen
Kanlıca güler, Eyüp yâd eder, Üsküdar küser
Çocuk ellerimde eriyen şekerleri kıskanan gözler
Sana en fiyakalısından naz-ı endam eder
Kalbimi bir gergefin içine sardım
Geceleri aldım, sabahları yokuş aşağı saldım
En delisinden karışan aklımın huzuruna
Ben bütün hesapları karıştırıp acı bir aş kıvamında
Kıyama zorlanan bir kız çocuğu havasında
Bütün evhamları başka bir bahara bıraktım
Biliyorum, söyleme bu sabah da erken
Gecelere yakışıyor en çok, bir ağlamak havası
Bilmeden nasıl sevilir bir ekmeğin sıcaklığı
Ya da
Bir anne beklerken ne kadar da güzel…
Bir rüzgâr esiyor takvimlerin yaprağından
Ayaza yoldaş saçlarım savruluyor zırdeli
İplik iplik bir ağlamak oluyor sesin
Tutmayan hesapların zehrini içiyorum
İdamlar, sevdiğim bu mevsimde bizim.
Çarptım böldüm topladım ve çıkardım
Kala kala yine kendime kaldım…
TUBA YILMAZ(eleminaz)
parmakucuedebiyat dergisi 2. sayı
6/3/2008 ·

BİR CUMA VAKTİ…
Rahman’ın huzuruna durmak için, geçen haftadan beklenen bir Cuma vakti. Gusullenmiş bir beden, günler önceden dolapta yerini almış bir takım elbise, boyanmış ayakkabılar, yatıştırmak için limon sürülmüş parlak saçlar ve hiçbir zaman çıkarmadığın kravatın. Hazırsın işte. Hiçbir eksik yok mahallelinin ‘bakın ya yine damat gibi geliyor’ sözlerini söylemesi için.
Herkes sana selamda şimdi.
Beş vakit arşınladığın cami yolunun müdavimi kediler, seher vakti avluda gelmeni bekleyen semtimizin kuşları, top oynarken yiyecekleri azardan korunmak için senden önce davranıp halini hatırını soran mahalle çocukları. Herkes orada.
/Sen nerdesin/…
Şimdi saklambaç oynuyoruz. Ben ebe oluyorum, sen saklanan. Yumuyorum gözlerimi.
Yokluğuna, gitmelerine, tek başınalığıma kapadığımı bilmeden gözlerimi ebe oluyorum. Kandırmayacaksın beni. Nerde olursan ol hayatta hiç yalnız bırakmadığın, sana sırtlarını dayamasına her zaman izin verdiğin güllerini soldurmayacaksın. Boğazlarına kocaman bir düğüm koymayacaksın mesela. Yine bıktıracaksın öpmelerinden, yalnız bırakmamalarından. Ama çıkacaksın saklandığın yerden. Buradayım şaka yaptım deyip biraz kızgın boynuna sarılmama keyifleneceksin. Gitmem bir daha diyeceksin.
/Ama gideceksin/…
Günlerden Cuma, vakitlerden akşam ezanı vakti.
Sen rahmana yürürken habersizim her şeyden. Yine aynı kavgalar, yine aynı telâşeler, yine aynı iç sıkıntısı.
Çalma tonu acı haykıran beklenen telefonlar, sana aslında ’o artık yok ‘diyen gözlerine inat, ’sadece biraz ağırmış’ diyen ağızlar ve ertelenemeyen, gittikçe daha da uzayan yolar.
Hep bilirim on beş dakika sürerdi iş yerinden evin yolu. Neden bu sefer bu kadar çekilmez oldu. Neden kimse konuşmuyor. Neden bakmıyorlar yüzüme. Neden içime yine o ölüm ağırlığı oturdu.
Neden…
Şimdi her şey silik hafızamda ya oradasın ya da yoksun.
Ya bizi bırakıp gittin, ya da bütün zorluklarına rağmen devam dedin.
İki şık var önümde, iki yol.
Önceden belirli kaderimizde.
Ve evin kapısındayım.
Kapının önü bir hayli kalabalık. Yabancı değilim gördüğüm sahneye. En bilindik hali bu bir hastalığın, bir kavganın ya da bir düğünün. Yani o telâşe her bir ayakkabıda. Başınız sağ olsun bizde buradayız, yanınızda sıkıntısı.
Aralıyorum kapıyı. Sessiz herkes. Herkes, bir köşeye serilmiş sessizce gözyaşı döküyor. Herkes, biraz daha erken duymanın verdiği alışıklık dudaklarını kemiriyor. Ben senin olduğun odaya süzülüyorum. Her zaman üzerinde oturduğun koltuk bomboş bu sefer. Sen aksine onun ayakucuna serilmiş yatıyorsun. Bembeyaz paklamışlar her yanını. Bembeyaz süslemişler. Babaannemin ölümünden sonra hiç çıkmadığın caminden yana çevirmişler yüzünü. Emeklerinin geçtiği caminden yana.
Ben geldim bak diyorum, yanına geldim. Örtünü kaldır da göreyim gül çehreni diyorum. Hiç korkmuyorum. Akşam yanımda nefes alıp yaşadığını bildiğim insandan korkulur mu diyorum annemim sabır kızım sözlerine. Alnından öpüyorum seni. Daha soğumamış tenin içimi ısıtıyor. Bıraksalar günlerce kalabilirim yanında. Bıraksalar bende gelirim bizi bırakıp gittiğin yere.’hakkını helal et dede’ diyorum, bize hakkını helal et. Biliyorum duyuyorsun bizi. Biliyorum ki her zaman bizi arayan gözlerin yine bir yerlerden izliyor bizi. Biliyorum…
Şimdi gidiyorsun…
Adının kocamanlığı yakıyor içimizi. Bir daha soluğunu duyamamak, camdan bakışını görememek, hayırlı geceler dualarında yumamamak gözlerimizi. Annemin sözleri inliyor kulaklarımda.
’evimizin balkonu çöktü ‘ diyor.
Sapasağlam tutunduğumuz ipimiz avuçlarımızdan kayıp gitti.
Son nefesinde bile hala umudunuzu yitirmeyin, ben her zaman yanınızda olacağım diye güç veren soluk kesildi.
Ölüm aniden geldi dede.
Hiç haber vermeden geldi.
Bir Cuma günü geldi hem de.
Aldı ve gitti…
(merhum ve merhume sıfatına yakışmayan her ruh adına…)
eleminaz(tuba yılmaz)
filbahar 3 sayı
5/2/2008 ·

İnfiradım…
Ölümle üşüdüm bu defa yokluğunda. Zevkine oynanan bir kör ebe oyununda ansızın hayata yakalandım. Dipsiz bir kuyuda sobeledi beni.
/yaralandım/
Üşütüyor ölüm. Sımsıkı sarıldığın sana aşikâr örtülerini ansızın kaldırıp üzerinden, bir tarafa savuruveriyor sebepsiz. Birbiri peşine sığınan dişlerinin ağzındaki ürkek dansından habersiz, aniden ‘ben geldim ‘deyiveriyor.
/Kalakaldım/
Şimdi bir ağlama nöbetinde sığınıyorum koynuna. Başka bir şey kalmamış ellerimde bakıyorum. Ölümün gözlerimin önüne uzanmış cesedi ve beni kandırırcasına başta verip sonra geri aldığı hediyesi.
İşte hepsi bu.
Muamma değildi alın yazımda sureti aslında. Kadere razı olmakla ve inanmakla tamam kılmıştı ruhumu adı. Şimdi bu yabancıymış gibi gelmesi neden, hiç bilmiyormuşum gibi gelmesi.
/Yanıldım/
Söyle infiradım yangınlarımı!
Elimde kalan bir resimden ibaretken tutuşturduğumuz ateşlerimizden bahset.
Biliyorsun de, biliyordun de, biliyoruz de
Ama söyle.
Bir adım öten yaşamken, bir adım gerin ölümün aşikâr yüzü de.
Söyle…
Hep bildiğinin bembeyaz oluşunu, buz gibi oluşunu, yok oluşunu söyle.
Çok zaman olmuştu diyordum kapım çalınmayalı. Ölüm haberli ya da habersiz şaka yapmayalı.
İnnalilllah demenin zamanı vurmuş şimdi. Sabrın, dayanmanın, ağlamanın, bilmenin zamanı dolmuş.
/Yandım/
Bilirsin infiradım, sende bilirsin;
Hiç boş gitmez ölüm ziyareti bittiğinde. Ödünç verdiğini geri aldığı gibi, sendede bırakmaz unutacaklarını. Unutulmamak için götürür, hatırlanmak için götürür, bir resmin soğukluğunda yüreğini yakanı bil diye götürür.
Kar yağıyor şimdi ağır ağır.
Görmediğim bir şey kaldı mı yaşamda derken, biliyorum ki daha çok imtihan var önümde.
Biliyorum ki daha çok karlar, yağmurlar, rüzgârlar dolduracak yüreğimi. Isınmama yardım et olur mu infiradım. Yeniden doğurmama acılarımı, her sancıda anlatmama yangınlarımı.
Yardım et.
Saçlarımı okşar mısın? Isıtır mısın buz olmuş kirpik uçlarımdaki damlaları?
Beni kucaklar mısın?
Korkuyorum çünkü.
Ölümün habersiz gelişinden, alıp götürüşünden, sinsice gülüşünden
Korkuyorum…
Nasıl çıkacak son nefesim diye beklerken, sol yanım acıyor.
Rahmete sığınıyorum korunaksız.
Rahmete kanıyorum.
Gel bu geceyi ölümle sonlandıralım olmaz mı?
Sen benim koynumdayken, sen benim her şeyimken, nasıl olsa herkes çekip gidecekken nefes nefese susalım.
Gel infiradım bu gece kapatalım gözlerimizi
Ölüme kapatalım…
Eleminaz(Tuba Yılmaz)
31/12/2007 ·

LA HAVLE!
Gördüklerimin ve göreceklerimin besmelesi ile
Adına hazır ol duruyorum
Giryan/ım
Bu şehirde ıslandı saçlarımın karası
Turnalar geçerken dokundular yüreğimin pasına
En riyasız yalanlarına kandığım şehrim,
Dalma Filistin kokulu uzakların hülyasına.
Bak eteklerimde zili çalınmış sevinçler,
Dudaklarım kuru bir çölün yanan kumları
Bir nefesini bekliyor tenim
Bu yaşlar sana yol alırken yakıyor içimi
Ellerimin dokunduğu her yer bir gurbetin kalp atışlarını taşıyor
Çünkü görülmeyen şehirlerin çelebisiyim
Nazlı bir ekim arefesinde
Yastık altı ediyorum bayram sabahlarımı
Miladını doldurmuş düşlerimin koynundan düşüyorum
Üşüyorum…
Sen ki kahramanıydın masallarımın,
Öznesi sen /yüklemi sen/noktası sendin
Gözlerim değerken gözlerinin rengine,
gölgesinde dinlendirirdim yokluğunun aslını.
Sabahlar erkenden iniyor artık, geceler geçiyor kendilerinden
Kuşlar habersiz gibi duruyor geleceğinden.
Zırhıyla koruyor derdim kendini
Aşk/tan firar etmiş adım çoktandır.
Bilir misin nasıl kokar portakal çiçekleri
Alev yangını saçlarına hazırlanan papatyalar nasıl kokar,
Susturulan kalplerimiz firar edince bir çift gözün peşinden
Ellerine helal olamayan tenim nasıl kokar.
Gel zamanı sırtlayalım en ağır yanından,
Aslımızı erteleyenleri ipe dizelim bir bir
Sonra sokulalım usulca yangınlarımıza
La havle/nin peşine takılıp
Usulca firara çalalım adımızı
Bir düşü suya anlatmak kadar kolay,
Hayra gebe bekleyelim bıkmadan.
Bir kargaşanın çocuklarıyız /Âmin
Dilimizde küfürlere inat dualar
Dikiş tutmaz yanlarından noksan,
Aşk yamalı bir ferace bohçamızda kalan
Gözlerimize inmeden perdeler
Gel bu iğreti öyküyü tamamlayalım
Sonra bir la havle aralığında
Yırtılan düşlerimizi yamalayalım.
Çok yorulduk biraz erken ayrılalım…
26–09–2007
(filbahar dergisi 2 sayısı )
6/12/2007 ·

mutlu olmak ve şükre devam etmek için ne kadar çok sebep var tekrar hatırlıyorum.
ve kendimi yalnız hissettiğim zamanlara inat kendime bol köpüklüsünden bir kahve ısmarlıyorum.
BEN için ONA şükrediyorum...