Bekle Beni - Nurettin Rençber eleminaz'ın dünyası - Blogcu



28/3/2009 ·



SÖZÜM SANA

 

Sözüm sanadır ey FÜRADEM!

Korsan bir söz düellosu bitkinliğimin son raksı

En tanıdığım olurken sen, sahnelerde yine ben

Neye daveti var bu baharın haberim yok

Dilim en güzel yerinde sürçüyor bir cümlenin

Ve

Tamamlanamayan kavgaların ellerinde

 Uyusun da büyüsün oluyor Füradem

Rüyalarda emzirilen bebekler çabuk büyür

Çabuk büyür daralan yüreğin paranoyak sıkıntıları

Ben o yüzden bu sefer suya değil de

Gecemin yıldızlarına bahis açacağım rüyalarımı

Elimle koymuş gibi biliyorum hüznün yerini

Orda işte kalbimin hizasında

Acıyınca da aynı, ağlatınca da

Orda işte sol yan kıyısında

Kapında kaldım dilenciyim ruhuna

Bir yüz görümlüğü kokuna sinsem

Gelir miydin göz kırpmaya bu cana

Ölüm yatağıma sokulmuş desem

Ben bir küçük kızım bu masalın kıyısında

Şekerlerinin alı çalınmış, yalnız

Saat on ikide ürkek ve sessiz

Ne olacağını bir türlü bilmeyen…

 

Sözüm sanadır ey AKİSEM!

Beyaz mendiller sallamıştım adına, inadına

Ne gelirse kabulüm fısıldadım ruhuna

Ruhun ki cemalinin kucağında bir ima

Ruhun ki en telaşlısı doğmamış bir kelebeğin

Saklanma Süreyya’nın ardına ışığın parlamakta

Fallarının aslı yok yüreğimi burkmakta

Senden önce suretim vardı sırlarıyla müsemma

Şimdi her bir çizgisi çöllerdeki kum ola…

Nedir bu üzerimize aldırmadan gelen yük

Biz ‘ya RAB’ demeyi ne zaman unuttuk

Dersen bir besmele dikecek seni ayağa

Ben buradayım

Yüreğim ve ellerim…

Kıyısına uzandığım Nil şahidimdir

Ben ayın on dördünde yıkanmıştım sularla

Kara bir elbisenin omzumdaki kirinden

Bir muştuyla beraber dirilmiştim yeniden

Sakladığım sırlarım AKİSEM’e hediyem

Bir kıvılcıma müptela alnımdaki bu yazı

Kalk ve diril ey kudretimdeki yangın

Belki sana da düşer söylenmeyen cümleler

 

 

Sözüm sanadır ey CÜBNEM!

Sana hayran bir bakış kimin gözüne konsa

Yıllardır dilencisi olduğum aşk hiddeti

Soluklanmadan kıyar bir temasla canıma

Ben ele nasıl derim bu kalp bana fazlaca

Güzelliğinden ürkek gözlerimi açmaya

Bir elin dokunuşu kadar bilindik bir şey

Yeter diyorum yeter saklanmayan sırlara

Senin yüreğinin atışı kadar bir şey

Ne öznesi ne yüklemi olmayan bir cümlenin

Neresinden bakarsan işte o kadar benim

Yalnızlıkla eşdeğer bir gecenin bağrında

Anla artık beni zırdeli bir kölenim.

Kuşlar mermer bir şehre göç ettiğinden beri

Hep sessiz bir filmin son sahnesidir oynanan

Ağzında bir hediye pencerende uyuyan

Sözleri çoktan donmuş bir insan yüreğidir

CÜBNEM başıma bir ağ gibi dolanmış

Kıyısında kalmışım hem kendimin hem senin

Bütün çığlıklarım sabahlara nam salmış

Nerde beni kurtaracak bir elif miktarı sesin…

 

        Filbahar 9,sayı

 

(FOTOĞRAF:BURHAN ŞEN)

Yorum (2) Yorum yaz!

2/2/2009 ·




DİP NOT

Sözün aktığı yerde, şaha kalktığı yerde, hecelendiğinde…

I

Ben sana nasıl derim İstanbul senden güzel

En masum yerinde bir hikâyenin

Ya da en harlısında yaramaz bir cümlenin.

Kalemin nazına itirazım yok

Ya bu yüreğin kaçışı neden

Bilmeden nerde o son şarkının

En güzel nakaratını söyleyen diller.

Işığı geceye kurban etmiştik

ğıdı kaleme gelin etmiştik

Bir damla kanın şahitliğinde

Bir bahar erkenden göçüp gitmiştik.

Bak şimdi nasıl fısıltılar sarıyor

Tevhidi kalbine koyan beynimi

Ne yana dönsem duvar sarıyor

Kâbuslardan arta kalan bu teni

 

II

Bir yağmur başlıyor inceden soğuk

Dirilişin müjdesi kaplıyor beni

Dilim susuzluktan kurumuş sefil

Sana yol alıyor korkak ve deli

Beraber büyütelim bu kâbusları

Gözlerimin siyahından başla sen önce

Ben dizlerinde huzur bulayım

Sözlerimin telaşından sıyrıl sen önce

Yusuf’un kıssasında Züleyha’ydın sen

Ben zindanların soğuk duvarı

Kesilen parmaklarım acıyla yandı

Kuşlar şahitlikte ısrar ederken

Bir secde bin defa örttü kirimi

Us’umun gözlerini bağladım sessiz

Korkaktı, sessizdi ve de yenikti

Anladım avucumdaki en son teriydi

 

III

Doğunun ve batının tüm rüzgârlarını

Bekâreti sahipli gözlerinde sustursam

Gizli bir hikâyenin en son cümlelerinde

Sana olan sözleri biliyorken unutsam

Hicret müjdesi almış bir kavim kadar mesut

Soluklanmak için mola verdiğim yerde

Gözlerine taşındım aslımdan firar edip

En son söylediğimiz şarkımızda son perde

Mermer bir şehir gördüm düşümde ve gecede

Kuşlarının gözleri siyahtı ve sürmeli

Suallerin cevabı boyunlarında leke

Meydanda bir kırmızı, başka bir öyküdendi

Meryem’in ağıtını duydun mu incedendi

Her yan semaya durdu gizli bir gecedendi

Ben ağlarken anladım inceden bir sızının

Ağlarına takılmak en küçük hecedendi.

 

 

Sözün bittiği yerde, mola verdiği yerde, öldüğünde…

 

                     Tuba yılmaz

Filbahar 8.sayı

 

 

 

 



Yorum (1) Yorum yaz!

18/11/2008 ·



İsmim/cismim/kendimi bildim…

 
Bak sura üfleniyor duyuyor musun?

Donmuş ellerimin şeceresi kesiliyor sorgusuz

Bir kalemin nazından koparılarak harfler

Darağacında sallandırılıyor, görüyor musun?

Besbelli bu baharda lal olacak gözlerime

Acıtırcasına bağıracak şehrimin martıları

 Ücra bir duvar dibinde saklanacağım

Adım olacak ağır aksak ilerleyen

Geceye ve güne küseceğim,

Biliyor musun?

 

Ben sebepsiz ağlamadım geceleri

Geceleri beraber ağladık, hepimiz

İsmim cismim ve kendim

Duruyorduk İstanbul’un kapısında

Ellerimizde çiçekler ve gözyaşları kandan

Çocukların saçlarını savuruyorduk zamana

Ve ardından bitimsiz fırtınaya.

 

Ekmek arası bir AŞK tadı damakta kalan

Sonrası yalan, sonrası ziyan, sonrası baldıran

Kuşları erkenden göçen bir şehrin,

Keder kokusu bu akılda kalan.

Bakma bana,

İçim en harlı zamanında gecenin

Kekik kokusunda bulduğun benim

Erkenden ölen sendin sanarak

Ben bu bahar baştan üzüleceğim.

Müsait bir yerde mola verirse eğer

Hayatın kapısına asılacağım

Avaz avaz bağırarak uzun yollara

Kendimi sayımdan sıyıracağım.

 

Ellerim daha çok üşüyor artık

Dizlerim çok erken yoruldum diyor

Bir mumum alevinde kalınca gönlüm

Her yeni isme eyvallah diyor.

Bir gece bir düşün koynuna daldım

Saçlarım ter, gözlerim yaşların sahibiydi

Dirilirken yepyeni mevsimlerin yalanı

Ben hep tek başına bir kızla kaldım.

Süzme gözlerini acemisiyim

Hem bir bakışın, hem de bir aşkın

Kim söylese bu lafı alınacağım

Ört üzerini başka ne ister kalbim.

 

 

Biliyorsun susuyorsam kurumuş topraktandır

Nazım iltifatına muhtaç ne zamandır

Dökülen zülüflerimin gölgesinde dinlenen

Gözlerinin rengi şehrime müpteladır.

Ben soyunsam ak akça bir vücutla önünde

İstanbul’un iffetini sarsam tenime şayan

Al yazmalı gelinken ziynetleri çalınan

Sandıktaki kızlığımla tamamlansam gözünde.

 

İsmim cismim ve kendimi bildim

Sonuçta en kirlisinden kara bir kindim…

 

                       TUBA YILMAZ

                           17-03-08

                Filbahar 7. sayı   http://filbahar.net/

          

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

22/10/2008 ·



AĞLAMADAN
DİLLERİM DOLAŞMADAN
YUMRUĞUM ÇÖZÜLMEDEN GECENİN KARŞISINDA
ŞAFAKTAN UTANMAYIP,UTANDIRMADAN AŞKI
ÜZERİME YÜREĞİMDEN BAŞKA MUSKA TAKMADAN
KONUŞMAK İSTİYORUM...

                                        İSMET ÖZEL

Yorum (2) Yorum yaz!

23/7/2008 ·




BİR YUSUF KISSASI

 

Benim adım; ZAMAN

Adından çokça bahsedilmiş bir kıssanın zamanıyım. Kutlu kitaplara düşş bir olayın şahidi, Yusuf’u büyüten mevsimlerin tanığıyım. Kim bilecek ne kadar yandı canım. Kim bilecek bu kadarını içimden söküp almaya ne kadar çabaladım. Çok sıcak ve soylu toprakların diyarında, doğudan doğup batıdan batarken güneş Mısırın kucağında, kendi hak ettiğim ismimle yandım.

/Benim adım Zaman;

Yusuf’un hikâyesini hazırlarken ben gerçeğim sandım…/

 

 

Benim adım; MISIR

Güzeller güzelini koynunda uyutan şehirim, adım Mısır. Her uyuduğunda ve sonrasında uyandığında, yeniden baktığında, soluk aldığında, daraldığında sonra tekrar açıldığında, gözlerinin gördüğü benim, yani koca Mısır. Nil nehrinin kıyısına süzülmüştüm ilkin. Yazıcı kulağıma fısıldadığında olacak olanı, bakmamıştım ondan tarafa. Duymamıştım, dinlememiştim. Bu hikâyeyi kaldıramaz kocaman izbelerim, mabetlerim, nehrim diye görmemiştim.

Bu hikâyeyi sindiremez içine şanlı duran ama dayanıksız olan yüreğim diye, dönmemiştim yüzümü ona. Kalem yazana kadar diye, olacak olan olmaktan vazgeçer diye, bildiğini unutur tüm bilgeler diye.

Yani Nil ağlamasaydı, bilmeyecektim…

/Benim adım Mısır;

Başıma gelecekleri karabasan sandım/

 

 

 

Benim adım; ZÜLEYHA

Saçlarım kadar karaydı bahtım. İki kaşımın arasına nişan edilen kaderimi adıma yakışmayan sıfatlarla tamamladım. Yusuf’u görmemişlerin gözüyle, duymamışların kulağıyla, ona dokunmamışların eliyle yağlı bir urgana asıldım. İftiranın kötü kaderini sevdiğimin heybesine doldururken, bana bakan kötü gözlerin akının tam içinde gördüğüm utanmaz benliğime, kahrederken sınandım. Oysaki kocamandı adım. Ezelden ebede bir parça kumaş beraberinde kalacaktı şanım.

Ben Yusuf’u zindanlarda çürüten kara saçlı kadın…

/benim adım Züleyha

Tırnaklarıma dolan Yusuf’un kanı, beni kurtarır sandım/

 

Benim adım; YUSUF

Bütün kadınların suretine tek tek ellerini doğradıkları güzel Yusuf.

Karanlıkları sevdim hep. Kuyuları, iftira çıkmazlarının gözlerime koyduğu karanlıkları. Nefsime söz geçirirken bende insandım ve unutmasın istiyordum yazıcı. Adım böyle bir hikâyenin baş listesine eklenirken, sırtımdaki tırnak izinin peşine takıldım. Biliyordum oysa sevmeyi, bakmayı, nefsimi şımartmayı. Ama kutsal kitapta adına sureler bahşedilendim ben, Yusuf’tum ben. Aynada gördüğüm yüzüm, Mısırın kadınlarının gördüklerinden ayrıydı. Bilinenden ayrı, görülenden ayrı, yüreğimin attığı kadardı. Her yer şehrimde Züleyha’yla doluydu. O cismiyle çoktu da, adıyla tekti. Yani ki yazıcı kalemini savursaydı şahsıma bedbaht, hikâyem en kara listelerin başını çekecekti.

Burası da böyle bitti…

/benim adım Yusuf

Derin zindanları hayatımın en zor sınavı sandım/

 

 

Benim adım; YAZICI

Hep uzaktan baktığım bir öykünün kalemi olmaya soyundum. Aslında konuşturduklarımın hepsinde kendim oldum.

Değil mi ki kader iki kaşımın arasına yolunu çizmişti, ben hangi harfin belini kırsam,  o kadar ecelimin zamansızlığından korktum. Bir düşün en son anıydı belki de yazgımı dürten. Bazen Züleyha, bazen Yusuf, kimi zamanda Mısırda kızgın bir kumdum.

Zamansız zaman, korkak şehir, kara saçlı kadın ve hayalimde bedenimi büyüleyen bir ismin ayaklarına kapandım. Sonrasını hiç düşünmeyerek ve beklemeyerek sustum.

Şimdi kendi zamanımın kapısında, ellerime sinen Nil’in kokusudur duyulmakta, gözlerime dolan bir kadının ağıtıdır görülmekte, kalbimi yoran bir karanın rengidir sır gibi saklanmakta.

Yani ki ben yazıcılığa soyunan

Yani ki ben kalemi gök kubbenin en uç noktasına kaldıran

Yani ki ben adam olmaya çabalayan

Yine kendi öykümün içinde çaresizce yok oldum

/benim adım yazıcı

Bitiremediğim cümlelerin ellerinde, soluduğumu son nefesim sandım

                                05-05-2008


filbahar 6,sayı 

 

 

 

 


Yorum (3) Yorum yaz!

www.flickr.com
eleminaz's photos More of eleminaz's photos