28/3/2009 ·

SÖZÜM SANA
Sözüm sanadır ey FÜRADEM!
Korsan bir söz düellosu bitkinliğimin son raksı
En tanıdığım olurken sen, sahnelerde yine ben
Neye daveti var bu baharın haberim yok
Dilim en güzel yerinde sürçüyor bir cümlenin
Ve
Tamamlanamayan kavgaların ellerinde
Uyusun da büyüsün oluyor Füradem
Rüyalarda emzirilen bebekler çabuk büyür
Çabuk büyür daralan yüreğin paranoyak sıkıntıları
Ben o yüzden bu sefer suya değil de
Gecemin yıldızlarına bahis açacağım rüyalarımı
Elimle koymuş gibi biliyorum hüznün yerini
Orda işte kalbimin hizasında
Acıyınca da aynı, ağlatınca da
Orda işte sol yan kıyısında
Kapında kaldım dilenciyim ruhuna
Bir yüz görümlüğü kokuna sinsem
Gelir miydin göz kırpmaya bu cana
Ölüm yatağıma sokulmuş desem
Ben bir küçük kızım bu masalın kıyısında
Şekerlerinin alı çalınmış, yalnız
Saat on ikide ürkek ve sessiz
Ne olacağını bir türlü bilmeyen…
Sözüm sanadır ey AKİSEM!
Beyaz mendiller sallamıştım adına, inadına
Ne gelirse kabulüm fısıldadım ruhuna
Ruhun ki cemalinin kucağında bir ima
Ruhun ki en telaşlısı doğmamış bir kelebeğin
Saklanma Süreyya’nın ardına ışığın parlamakta
Fallarının aslı yok yüreğimi burkmakta
Senden önce suretim vardı sırlarıyla müsemma
Şimdi her bir çizgisi çöllerdeki kum ola…
Nedir bu üzerimize aldırmadan gelen yük
Biz ‘ya RAB’ demeyi ne zaman unuttuk
Dersen bir besmele dikecek seni ayağa
Ben buradayım
Yüreğim ve ellerim…
Kıyısına uzandığım Nil şahidimdir
Ben ayın on dördünde yıkanmıştım sularla
Kara bir elbisenin omzumdaki kirinden
Bir muştuyla beraber dirilmiştim yeniden
Sakladığım sırlarım AKİSEM’e hediyem
Bir kıvılcıma müptela alnımdaki bu yazı
Kalk ve diril ey kudretimdeki yangın
Belki sana da düşer söylenmeyen cümleler
Sözüm sanadır ey CÜBNEM!
Sana hayran bir bakış kimin gözüne konsa
Yıllardır dilencisi olduğum aşk hiddeti
Soluklanmadan kıyar bir temasla canıma
Ben ele nasıl derim bu kalp bana fazlaca
Güzelliğinden ürkek gözlerimi açmaya
Bir elin dokunuşu kadar bilindik bir şey
Yeter diyorum yeter saklanmayan sırlara
Senin yüreğinin atışı kadar bir şey
Ne öznesi ne yüklemi olmayan bir cümlenin
Neresinden bakarsan işte o kadar benim
Yalnızlıkla eşdeğer bir gecenin bağrında
Anla artık beni zırdeli bir kölenim.
Kuşlar mermer bir şehre göç ettiğinden beri
Hep sessiz bir filmin son sahnesidir oynanan
Ağzında bir hediye pencerende uyuyan
Sözleri çoktan donmuş bir insan yüreğidir
CÜBNEM başıma bir ağ gibi dolanmış
Kıyısında kalmışım hem kendimin hem senin
Bütün çığlıklarım sabahlara nam salmış
Nerde beni kurtaracak bir elif miktarı sesin…
Filbahar 9,sayı
(FOTOĞRAF:BURHAN ŞEN)
2/2/2009 ·

DİP NOT
Sözün aktığı yerde, şaha kalktığı yerde, hecelendiğinde…
I
Ben sana nasıl derim İstanbul senden güzel
En masum yerinde bir hikâyenin
Ya da en harlısında yaramaz bir cümlenin.
Kalemin nazına itirazım yok
Ya bu yüreğin kaçışı neden
Bilmeden nerde o son şarkının
En güzel nakaratını söyleyen diller.
Işığı geceye kurban etmiştik
Kâğıdı kaleme gelin etmiştik
Bir damla kanın şahitliğinde
Bir bahar erkenden göçüp gitmiştik.
Bak şimdi nasıl fısıltılar sarıyor
Tevhidi kalbine koyan beynimi
Ne yana dönsem duvar sarıyor
Kâbuslardan arta kalan bu teni
II
Bir yağmur başlıyor inceden soğuk
Dirilişin müjdesi kaplıyor beni
Dilim susuzluktan kurumuş sefil
Sana yol alıyor korkak ve deli
Beraber büyütelim bu kâbusları
Gözlerimin siyahından başla sen önce
Ben dizlerinde huzur bulayım
Sözlerimin telaşından sıyrıl sen önce
Yusuf’un kıssasında Züleyha’ydın sen
Ben zindanların soğuk duvarı
Kesilen parmaklarım acıyla yandı
Kuşlar şahitlikte ısrar ederken
Bir secde bin defa örttü kirimi
Us’umun gözlerini bağladım sessiz
Korkaktı, sessizdi ve de yenikti
Anladım avucumdaki en son teriydi
III
Doğunun ve batının tüm rüzgârlarını
Bekâreti sahipli gözlerinde sustursam
Gizli bir hikâyenin en son cümlelerinde
Sana olan sözleri biliyorken unutsam
Hicret müjdesi almış bir kavim kadar mesut
Soluklanmak için mola verdiğim yerde
Gözlerine taşındım aslımdan firar edip
En son söylediğimiz şarkımızda son perde
Mermer bir şehir gördüm düşümde ve gecede
Kuşlarının gözleri siyahtı ve sürmeli
Suallerin cevabı boyunlarında leke
Meydanda bir kırmızı, başka bir öyküdendi
Meryem’in ağıtını duydun mu incedendi
Her yan semaya durdu gizli bir gecedendi
Ben ağlarken anladım inceden bir sızının
Ağlarına takılmak en küçük hecedendi.
Sözün bittiği yerde, mola verdiği yerde, öldüğünde…
Tuba yılmaz
Filbahar 8.sayı
18/11/2008 ·

İsmim/cismim/kendimi bildim…
Bak sura üfleniyor duyuyor musun?
Donmuş ellerimin şeceresi kesiliyor sorgusuz
Bir kalemin nazından koparılarak harfler
Darağacında sallandırılıyor, görüyor musun?
Besbelli bu baharda lal olacak gözlerime
Acıtırcasına bağıracak şehrimin martıları
Ücra bir duvar dibinde saklanacağım
Adım olacak ağır aksak ilerleyen
Geceye ve güne küseceğim,
Biliyor musun?
Ben sebepsiz ağlamadım geceleri
Geceleri beraber ağladık, hepimiz
İsmim cismim ve kendim
Duruyorduk İstanbul’un kapısında
Ellerimizde çiçekler ve gözyaşları kandan
Çocukların saçlarını savuruyorduk zamana
Ve ardından bitimsiz fırtınaya.
Ekmek arası bir AŞK tadı damakta kalan
Sonrası yalan, sonrası ziyan, sonrası baldıran
Kuşları erkenden göçen bir şehrin,
Keder kokusu bu akılda kalan.
Bakma bana,
İçim en harlı zamanında gecenin
Kekik kokusunda bulduğun benim
Erkenden ölen sendin sanarak
Ben bu bahar baştan üzüleceğim.
Müsait bir yerde mola verirse eğer
Hayatın kapısına asılacağım
Avaz avaz bağırarak uzun yollara
Kendimi sayımdan sıyıracağım.
Ellerim daha çok üşüyor artık
Dizlerim çok erken yoruldum diyor
Bir mumum alevinde kalınca gönlüm
Her yeni isme eyvallah diyor.
Bir gece bir düşün koynuna daldım
Saçlarım ter, gözlerim yaşların sahibiydi
Dirilirken yepyeni mevsimlerin yalanı
Ben hep tek başına bir kızla kaldım.
Süzme gözlerini acemisiyim
Hem bir bakışın, hem de bir aşkın
Kim söylese bu lafı alınacağım
Ört üzerini başka ne ister kalbim.
Biliyorsun susuyorsam kurumuş topraktandır
Nazım iltifatına muhtaç ne zamandır
Dökülen zülüflerimin gölgesinde dinlenen
Gözlerinin rengi şehrime müpteladır.
Ben soyunsam ak akça bir vücutla önünde
İstanbul’un iffetini sarsam tenime şayan
Al yazmalı gelinken ziynetleri çalınan
Sandıktaki kızlığımla tamamlansam gözünde.
İsmim cismim ve kendimi bildim
Sonuçta en kirlisinden kara bir kindim…
TUBA YILMAZ
17-03-08
Filbahar 7. sayı http://filbahar.net/
22/10/2008 ·

AĞLAMADAN
DİLLERİM DOLAŞMADAN
YUMRUĞUM ÇÖZÜLMEDEN GECENİN KARŞISINDA
ŞAFAKTAN UTANMAYIP,UTANDIRMADAN AŞKI
ÜZERİME YÜREĞİMDEN BAŞKA MUSKA TAKMADAN
KONUŞMAK İSTİYORUM...
İSMET ÖZEL
23/7/2008 ·

BİR YUSUF KISSASI
Benim adım; ZAMAN
Adından çokça bahsedilmiş bir kıssanın zamanıyım. Kutlu kitaplara düşmüş bir olayın şahidi, Yusuf’u büyüten mevsimlerin tanığıyım. Kim bilecek ne kadar yandı canım. Kim bilecek bu kadarını içimden söküp almaya ne kadar çabaladım. Çok sıcak ve soylu toprakların diyarında, doğudan doğup batıdan batarken güneş Mısırın kucağında, kendi hak ettiğim ismimle yandım.
/Benim adım Zaman;
Yusuf’un hikâyesini hazırlarken ben gerçeğim sandım…/
Benim adım; MISIR
Güzeller güzelini koynunda uyutan şehirim, adım Mısır. Her uyuduğunda ve sonrasında uyandığında, yeniden baktığında, soluk aldığında, daraldığında sonra tekrar açıldığında, gözlerinin gördüğü benim, yani koca Mısır. Nil nehrinin kıyısına süzülmüştüm ilkin. Yazıcı kulağıma fısıldadığında olacak olanı, bakmamıştım ondan tarafa. Duymamıştım, dinlememiştim. Bu hikâyeyi kaldıramaz kocaman izbelerim, mabetlerim, nehrim diye görmemiştim.
Bu hikâyeyi sindiremez içine şanlı duran ama dayanıksız olan yüreğim diye, dönmemiştim yüzümü ona. Kalem yazana kadar diye, olacak olan olmaktan vazgeçer diye, bildiğini unutur tüm bilgeler diye.
Yani Nil ağlamasaydı, bilmeyecektim…
/Benim adım Mısır;
Başıma gelecekleri karabasan sandım/
Benim adım; ZÜLEYHA
Saçlarım kadar karaydı bahtım. İki kaşımın arasına nişan edilen kaderimi adıma yakışmayan sıfatlarla tamamladım. Yusuf’u görmemişlerin gözüyle, duymamışların kulağıyla, ona dokunmamışların eliyle yağlı bir urgana asıldım. İftiranın kötü kaderini sevdiğimin heybesine doldururken, bana bakan kötü gözlerin akının tam içinde gördüğüm utanmaz benliğime, kahrederken sınandım. Oysaki kocamandı adım. Ezelden ebede bir parça kumaş beraberinde kalacaktı şanım.
Ben Yusuf’u zindanlarda çürüten kara saçlı kadın…
/benim adım Züleyha
Tırnaklarıma dolan Yusuf’un kanı, beni kurtarır sandım/
Benim adım; YUSUF
Bütün kadınların suretine tek tek ellerini doğradıkları güzel Yusuf.
Karanlıkları sevdim hep. Kuyuları, iftira çıkmazlarının gözlerime koyduğu karanlıkları. Nefsime söz geçirirken bende insandım ve unutmasın istiyordum yazıcı. Adım böyle bir hikâyenin baş listesine eklenirken, sırtımdaki tırnak izinin peşine takıldım. Biliyordum oysa sevmeyi, bakmayı, nefsimi şımartmayı. Ama kutsal kitapta adına sureler bahşedilendim ben, Yusuf’tum ben. Aynada gördüğüm yüzüm, Mısırın kadınlarının gördüklerinden ayrıydı. Bilinenden ayrı, görülenden ayrı, yüreğimin attığı kadardı. Her yer şehrimde Züleyha’yla doluydu. O cismiyle çoktu da, adıyla tekti. Yani ki yazıcı kalemini savursaydı şahsıma bedbaht, hikâyem en kara listelerin başını çekecekti.
Burası da böyle bitti…
/benim adım Yusuf
Derin zindanları hayatımın en zor sınavı sandım/
Benim adım; YAZICI
Hep uzaktan baktığım bir öykünün kalemi olmaya soyundum. Aslında konuşturduklarımın hepsinde kendim oldum.
Değil mi ki kader iki kaşımın arasına yolunu çizmişti, ben hangi harfin belini kırsam, o kadar ecelimin zamansızlığından korktum. Bir düşün en son anıydı belki de yazgımı dürten. Bazen Züleyha, bazen Yusuf, kimi zamanda Mısırda kızgın bir kumdum.
Zamansız zaman, korkak şehir, kara saçlı kadın ve hayalimde bedenimi büyüleyen bir ismin ayaklarına kapandım. Sonrasını hiç düşünmeyerek ve beklemeyerek sustum.
Şimdi kendi zamanımın kapısında, ellerime sinen Nil’in kokusudur duyulmakta, gözlerime dolan bir kadının ağıtıdır görülmekte, kalbimi yoran bir karanın rengidir sır gibi saklanmakta.
Yani ki ben yazıcılığa soyunan
Yani ki ben kalemi gök kubbenin en uç noktasına kaldıran
Yani ki ben adam olmaya çabalayan
Yine kendi öykümün içinde çaresizce yok oldum
/benim adım yazıcı
Bitiremediğim cümlelerin ellerinde, soluduğumu son nefesim sandım
05-05-2008
filbahar 6,sayı