2/2/2009 ·
DİP NOT
Sözün aktığı yerde, şaha kalktığı yerde, hecelendiğinde…
I
Ben sana nasıl derim İstanbul senden güzel
En masum yerinde bir hikâyenin
Ya da en harlısında yaramaz bir cümlenin.
Kalemin nazına itirazım yok
Ya bu yüreğin kaçışı neden
Bilmeden nerde o son şarkının
En güzel nakaratını söyleyen diller.
Işığı geceye kurban etmiştik
Kâğıdı kaleme gelin etmiştik
Bir damla kanın şahitliğinde
Bir bahar erkenden göçüp gitmiştik.
Bak şimdi nasıl fısıltılar sarıyor
Tevhidi kalbine koyan beynimi
Ne yana dönsem duvar sarıyor
Kâbuslardan arta kalan bu teni
II
Bir yağmur başlıyor inceden soğuk
Dirilişin müjdesi kaplıyor beni
Dilim susuzluktan kurumuş sefil
Sana yol alıyor korkak ve deli
Beraber büyütelim bu kâbusları
Gözlerimin siyahından başla sen önce
Ben dizlerinde huzur bulayım
Sözlerimin telaşından sıyrıl sen önce
Yusuf’un kıssasında Züleyha’ydın sen
Ben zindanların soğuk duvarı
Kesilen parmaklarım acıyla yandı
Kuşlar şahitlikte ısrar ederken
Bir secde bin defa örttü kirimi
Us’umun gözlerini bağladım sessiz
Korkaktı, sessizdi ve de yenikti
Anladım avucumdaki en son teriydi
III
Doğunun ve batının tüm rüzgârlarını
Bekâreti sahipli gözlerinde sustursam
Gizli bir hikâyenin en son cümlelerinde
Sana olan sözleri biliyorken unutsam
Hicret müjdesi almış bir kavim kadar mesut
Soluklanmak için mola verdiğim yerde
Gözlerine taşındım aslımdan firar edip
En son söylediğimiz şarkımızda son perde
Mermer bir şehir gördüm düşümde ve gecede
Kuşlarının gözleri siyahtı ve sürmeli
Suallerin cevabı boyunlarında leke
Meydanda bir kırmızı, başka bir öyküdendi
Meryem’in ağıtını duydun mu incedendi
Her yan semaya durdu gizli bir gecedendi
Ben ağlarken anladım inceden bir sızının
Ağlarına takılmak en küçük hecedendi.
Sözün bittiği yerde, mola verdiği yerde, öldüğünde…
Tuba yılmaz
Filbahar 8.sayı
